En iyi Rus kadın

Ülkedeki Sikilmesi gereken insan tipleri

2020.09.02 03:07 Huseyin1453tr Ülkedeki Sikilmesi gereken insan tipleri

Ben 4 tane ekliyorum siz uzatabilirsiniz
  1. Radikal islamcılar : Amına koduğumun arap fantikleri hep arap kültürüne taparlar arap kültüründe ne varsa türk kültürüne sokmaya çalışırlar hep din'i kullanıp istediklerini elde etmeye çalışırlar. Arapları kardeş bilirler fakat arapların türklerden nefret etiği gerçeğini kabul edemezler.
  2. Aşırı miliyetçiler ve Türkiye'nin kendi başına güçlü olabileceğini sananlar : milliyetçilik vatan sevgisi iyi bir şeydir ama aşırı kaçan bir grup var onları genelikle şu sözlerden bulabilirsiniz : 1 türk askeri 5 milyon gavur askerinden daha güçlüdür, başka bir örnek Kardeşim türkiye 2023 züper güç olujak almanya sen kimsin ya! yada Altay tankı en iyi tonk!!!. bende isterim ki kendi ülkemin mili tankı uçağı olsun ama görünen köy kılavuz istemez ingiltere ilk kez 1916 yılında tank üretebilmişken türk tank sanayisi sadece modifiyede kaldı (oda çoğu israil ile ortak) realistik olarak bakılırsa bir bebeğin emeklemeden yürümesi imkansıza yakında türkiyenin üretiği ilk tankın en iyi tank olması imkansıza yakındır. aynı zamanda bunların erkek abaza türevlerinde : "aga şu rus kızları fena yav" derler fakat sonra kendi ırklarından kadınları akılarına gelince: ama aslında türk kızı en ahlaklı en namusludur diye geçinirler.
  3. Ülkedeki adalet sistemini (artık yönetenlerde mi sorun var yoksa direk hakim yada savcılar'da mı bilmem ama) : İnsanımız adaleti artık mahkeme yerine sosyal medyada aramaya başladı bu sayfada gördüğüm bir karikatür vardı girdiği kıyafete göre hakim tecavüzcüye ceza indirimi yapıyordu, bu mentaliteyi anlayabilmiş değilim sanki adam takım elbiseyi giyince kişiliği direk değişiyor mu ha don atlet çıkmış ha 10000 tl değerindeki takım elbise ile adam aynı adam beyin yapısı aynı ne diye ayrıcalık tanınıyor ? boşuna dememişler adalet mülkün yani devletin temelidir diye kendi ülkesinde adalet göremeyen bir insanın niye onu sevip savunması bekleniyor?
  4. Ülkedeki kadın cinayetlerinde kadının payını Örtbas etmeye çalışan kadınlar veya her kimse : burada değinmek istediğim nokta kadının kışkırtıp kışkırtmaması değil yada aldatıp aldatmaması kadınların "Yanlış erkek tercihi" yani bazı türk kızlarında nedense : hehe a 18 yaşına girdim hemen evleneyim evde kalırım yoksa kafası var ulan tek gecelik ilişki seçmiyorsun sen! direk hayatını geri kalanını geçireceğin erkeği seçiyorsun tabi aile tarafından zorla evlendirilenleri saymıyorum bu bir kenara direk koca seçerken nedense : Alfa olsun maganda olsun eli silah tutsun diye seçiliyor birkaç ay önce bir kadın cinayeti vardı bir kadın sosyal medyada elinde silah tutup serseri pozları veren kocası tarafından öldürülmüştü tamam elinde silah olabilir ama ne amaçla tutuyor? başka insanlara kabadayılık yapmak için mi yoksa vatanını korumak için mi? böyle başkasına kabadayılık yapmak için elinde silah tutan bir insanın karısını bile öldürmesini ben kolaylıkla beklerim. Kusura bakmayın ama aile zoru olmadan böyle maganda insanlarla evlenip sonra onlar tarafından öldürülen kadınlara çok az acıyorum sonuçta her koyun kendi bacağından asılır.
4.1 tepkiye gelen edit :
Dediğimi anlamadın burada demek istediğim her öldürülen kadınin tamamen suçsuz olmadığıdır eş seçiminde afedersin ağır konuşucam ama : elinde bile bile baskalarina magandalik yapmak icin silah tutan bir adamla evlenip sonra o tabancanin bir gün sana cevrilmemesini beklemek aptalıktır, başkalarının canına kast eden bir gün senin canına niye kast etmesin?
ha sana kalsa benim eşim seri katil olsun 200 kişiyi öldürsün benim kılıma dokunmasın onun için her şeyi yaparım fakat bir gün beni öldürsün o zaman o suçlu oluyor durumu oluyor
Gece geç oldu 5 tane yapıcaktım 4'te bıraktım yorum sizindir
submitted by Huseyin1453tr to KGBTR [link] [comments]


2020.06.06 18:25 karanotlar Nazım Hikmet komünist miydi?

Nazım Hikmet komünist miydi?
https://preview.redd.it/cm8bi2fvfb351.jpg?width=960&format=pjpg&auto=webp&s=78cf48d978aec191427b38561f6c7e9c1dd3edf8
Elias Nin
Nazım Hikmet, ideolojik ve politik olarak hiç bir zaman devrimci bir zeminde durmadığı gibi, hiçbir vakit komünist de olmamıştır. Nazım Hikmet, sene 1921’de Kuva-i Milliye Hareketine katılmak için Vala Nurettin’le “Anadolu”ya geçer. Hasbelkader Bursa İnegöl’de Rus Ekim Devrimi’nin etkisinde olan bir grupla tanışır. Ekim Devrimi üzerine anlatılanlardan etkilenir ve Rusya’ya gider. 1924 yılına kadar Moskova’da kalır. Rusya’dayken Troçki hayranıdır, zira o yıllarda Troçki iktidarın en zirvesindedir. Hatta Troçki üzerine şiir bile yazar:
“Senin 1 Mayıslarını gördük Uğultularını duyduk, Kocaman bir Çan gibi haykıran Troçki’yi” (Rusya’ya Veda adlı şiirinden, 1924)
Memleket hasretine dayanamayıp yeniden Türkiye’ye dönen Nazım Hikmet, döndükten sonra da Kemalist devlete bağlılığını sürdürür:
“Ben Cumhuriyetin, Mustafa Kemal'in Türkiye'ye getirdiklerinin ne büyük hizmetler olduğunun idraki içindeyim. Komünist olmam, Mustafa Kemal Paşaya saygı duymama, Anayasa'daki altı umdeye sahip çıkmama mani değildir ve neşriyatım bunun delilidir.” (Nazım Hikmet’in 1938 Harp Okulu Komutanlığı Askeri Mahkemesi Davası’nda yaptığı savunmadan)
Nazım, Ermenilerin, Pontusluların, Kürtlerin isyanları karşında devletin yanında yer alır, yapılan soykırımları “vatan savunması “olarak şiirlerine taşır. Sömürgeci devletin kurucu lideri Mustafa Kemal ‘i şu sözlerle resmeder:
"Sarışın bir kurda benziyordu. Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı. Yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi, durdu. Bıraksalar İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı."
Türkiye’den kaçtıktan sonra yeniden Sovyetler Birliği’ne giden Nazım’ı, bu kez de iktidarda olan Stalin’e övgüler dizerken görüyoruz:
”Stalin benim için çok mühimdir, gözümün ışığı, fikirlerimin kaynağıdır. Beni o yarattı… Fikirlerimin kaynağıdır.” (1951, Moskova)
Stalin ölüp de, Rusya’da destalinizasyon dönemi başlayınca, Nazım bu kez de Stalin düşmanı olarak sahne alır: "Deli bir despotun çılgınlıklarının kurbanı olarak düşen Lenin'in en sadık dostlarının acı akıbetinden kurtuluşum otuzlu ve kırklı yıllarda SSCB'de bulunmayışımdandır."
Nazım’ın şiirine gelecek olursak, Nazım Hikmet konuştuğu dili iyi kullanmıştır, adeta bir belagat ustasıdır ama neredeyse bütün şiirlerinde topluma egemen olan paradigmayı mesela milliyetçiliği ve cinsiyetçiliği yeniden üretmiştir. Mesela “Dörtnala gelip Uzak Asya'dan Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim” dizeleri Nazım’ın milliyetçiliğini en açık eden dizelerdir. Turan ülküsünü ifade eder. “Mavi Gözlü Dev” şirini okursak, orada erkek kültürünün nasıl yüceltildiğini görürüz. “Yoldaş” şirinde yer alan şu dizeler de ilginçtir: “Yoldaş demek, mükemmel bir kafa, mükemmel bir yürek, yumruklarıyla erkek, gözleriyle çocuk, dost demektir.” Nazım’ın şiirinde erkek hep erdemli ve güçlü olanı, kadın ise güvenilmez ve kaypak olanın karşılığıdır. Bunun da dışında kadın hep bir objedir. En iyi durumda ise, bir çiçeğe ya da böceğe benzetilir. Ya da “kadınlarımız isimli şiirinde olduğu gibi, “Anamız, avradımız” olur. Bir başka nokta ise, Nazım'ın aşkı tanımlamasına ilişkindir. Nazım'ın aşkı, özgür kılmayı değil, sahiplenmeyi esas almaktadır. Yani Nazım'da aşk, bir bakıma sahip olmaktır. Nazım'da aşk, arzulamaktır. Piraye ve Münevver’e yazdığı mektupları okumak bile bu konuda yeterli fikir edinmemizi sağlamaya yeterlidir.
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.05.16 02:55 karanotlar Fırat Aydınkaya: 8 Soruda Kürtler ve Ermeni Soykırım

Fırat Aydınkaya
Soru- 1 : Kürtler, Ermeni soykırımına katıldı mı, kimler katıldı ve bilinen bir kısım Aşiretin haricinde Kürtler soykırımda nasıl bir tavır takındı?
Kürtlerin hiç de azımsanmayacak önemli bir kesiminin soykırıma katıldığına dair yeterli derecede bilgi ve kanıt var elimizde bugün. Hususen Ermenilerle Kürtlerin arasında ölümcül gerginliğin olduğu bir çok yerde, savaşa yakın lokasyonda ve tehcir güzergahları üzerinde hakimiyet kurmuş olan aşiret bölgelerinde mukim Kürtlerin bu işe katıldığı açık.
Konuya girizgah yapmadan önce şunu kayda geçirmemiz elzem. Soykırım veya tehcir kararları alınırken elbette ki Kürtlerin fikri ve onayı alınmadı. Yani soykırım kararının alınmasında Kürtlerin herhangi bir dahli yoktur. Fakat alınan karar sahada uygulanırken Kürtlerin önemli kesimi bu yüz kızartıcı suça bulaştı.
Ne var ki soykırımı mümkün kılan bir makine olarak “soykırım bürokrasisi”ni de konuşmamız icap eder. Kürtler bu bürokratik zincirin neresinde yer alıyordu sorusu mühim. Açıkçası zincirin taşradaki üst ve orta kademelerinde Kürtlerin varlığı tartışma götürmez cinsten bir yeküne tekabül ediyor.
Harput valisi Sabit bey, Diyarbekir-Mardin soykırımlarının taşra organizatörü Feyzi Pirinçizade, Mustafa Cemilpaşazade, Muş organizatörü Hoca İlyas Sami gibi bağlantıları sayabiliriz bu minvalde. Yani soykırım kararlarının kuvveden fiile geçişinde soykırım bürokrasisinin taşra örgütleyicilerinin önemli kişileri Kürtlerden oluşturulmuştu.
Kısacası Kürtler, Ermenilere soykırım kararının alındığı merkezi karar toplantılarda yoktu. Ne var ki Kürdistan’da soykırım icra edilirken şehirlerde kurulan ve soykırımın parselasyon ile sevk ve idaresini yapan Tahkik komisyonunda epey miktarda vardı. Ki Tahkik komisyonunun tüm önemli merkezlerde ihdas edildiğini ve bu kurumun hayli etkin çalıştığını biliyoruz.
Özetle Kürtler çoğu yerde tahkik komisyonları üzerinden soykırımın yerel bürokrasi ayağını oluşturdular.
Bu durum bize en az iki şey anlatır. İlki Kürdistan’daki soykırım distribütörleri olmasaydı karar bu kadar kusursuz uygulanmazdı. İkincisi ise taşra merkezlerindeki bu distribütörlerin varlığı halkın bu konudaki tavır ve duruşunu kolayca manipüle etti. Feyzi bey Diyarbekir-Mardin taşrasını, Hacı Bedir Ağa Malatya-Adıyaman güzergahını, Gulo ağa Erzincan-Dersim-Sivas hattını, Hoca İlyas Sami Muş-Bitlis taşrasını, Sabit bey Harput-Dersim-Erzincan taşrasını yerel bağlantılarıyla bu işin içine çekti örneğin.
Son cümle olarak eğer Kürdistan’da soykırıma Kürt iştiraki olmasaydı, yani Kürtler bırakalım Ermenileri korumayı, tamamen hareketsiz ve bağımsız dursalardı bile bugün bambaşka bir şey konuşurduk.
Bu sebeple 1918 itibariyle Kürt-Ermeni hinterlandında neredeyse tek bir Ermeni’nin kalmamasını sadece kamu otoritelerinin devasa suçu ile açıklayamayız. Merkezi otoritenin Kürdistan dağlarına sığınan Ermenileri katletme imkan ve kabiliyeti yoktu.
O yüzden Kürdistan’da Kürt iştiraki olmasaydı belki sadece merkez ve merkeze yakın şehirli ahali katledilirdi. Ki esas Ermeni nüfus taşradaydı ve taşradakilerin büyük çoğunluğunun burnu bile kanamazdı. O yüzden Kürdistan’da önemli bir nüfusun bu konuya seferber edilmesi Ermenilerin kaderini belirledi.
Soru -2 : Soykırım bahsinde önemli itirazlar da var. Mesela söylediğiniz şeylere şerh koyan bazı kesimlere göre bahsettiğiniz dönemde “Kürtler adına karar veren bir ‘Kürt iradesi’nden söz edilemeyeceği için bir halk olarak Kürtlerin soykırıma katıldığı tezi temelsiz ve aşırı bir iddiadır.” Ne dersiniz bu konuda?
Evet, bu karşı iddia sıkça dillendiriliyor. Bu karşı tezi geliştirenlere bakılırsa o dönemde Kürtleri temsilen merkezi bir irade yoktu öyleyse yani bu konuda karar verici irade yoksa eylem de kendiliğinden yok sayılmalı şeklinde bir apolojinin içinden konuşuyorlar. Bu muhakeme örüntüsü bana çok problemli görünüyor açıkçası.
Sözgelimi aynı mantığı holocausta uyarlayalım isterseniz. Biliyorsunuz soykırım esnasında merkezi “Yahudi iradesi” diye bir şey söz konusu değildi. Şimdi bu durumda merkezi Yahudi iradesi olmadığı için “Yahudiler soykırıma uğramadı” mı diyeceğiz! Öbür taraftan bahsettiğiniz kesimler Kemalist Kürt inkarını çürütmek babında haklı olarak “Kürtler”i Göbeklitepe’de, Talmudik metinlerde ve Sümer yazıtlarında yani binlerce yıl öncesindeki arkeolojik buluntularda izini sürüp buldukları halde konu yüz yıl önceye geldiğinde “ama Kürt iradesi yoktu” biçiminde bir sü-reel gerekçeye sığınması ciddi bir paradoks.
Yine aynı çevrelerin mesela bu tarihsel dönemlerde cereyan eden Bedirxan bey, Şeyh Ubeydullah, Şeyh Said isyanına şahıs isyanı demek yerine Kürt isyanı demeleri de bu minvalde zikredilmeli.
İkincisi Kürtlerin hepsi bir araya gelip “hadi Ermenileri katledelim” şeklinde karar aldıklarını söylemiyorum elbette. Buradaki tartışma bir yanıyla bu işi yapanları aktör sosyolojisi üzerinden mi yoksa demografik bir “kendiliğindenci tutum” üzerinden mi ele alacağımızda düğümleniyor.
Bu konuda çalışan bir kısım arkadaşlar aktör sosyolojisi üzerinden bir okuma yapıyor. Ben buna katılmıyorum. Aktör sosyolojisi üzerinden gidersek navigasyonumuz ağa ve şeyhlerden öteye geçmez. Yani sol jargonun modern üretimiyle “Kürt feodalizmi”ni suçlayıp işin içinden çıkarız. Peki ya reaya Kürtler? Yani herhangi bir aşirete bağlı olmayan Kürtler? Peki düşük ve/ya orta profilli aşiretler? Öbür yandan eğer aktör sosyolojisi ile olaya yaklaşırsak o zaman bütün bir devleti ya da halkı değil sadece İTC’nin elebaşlarını suçlamak gibi bir savrulmanın içine düşmeyi de göze almamız gerekir.
Son olarak soykırım zaten sıra dışı bir fiildir, imece usulüncedir, totaldir, fragmanterdir ve anonimdir. O yüzden birkaç aşiretin ismini zikretmekle bu devasa ölüm makinesi açıklanamaz. Aktörsel gelenek bağlamında konuşursak aşiret Kürdistan’da en fazla katliam yapardı, soykırım için aşiretten fazlası gereklidir her zaman.
Soru -3 : Kürtleri bu katliama sevk eden amiller neydi, önem sırasına göre sıralayabilir misiniz?
Tabii ki de sınıf meselesi en önemli sebeptir bana göre. Fanon’un ”sömürgelerde ekonomik altyapı da üstyapıdır” dediği türe yakın bir sınıfsal hınç iş başındaydı. Kürtlerdeki talan kültürü bu işi güdüleyen esas amildi bana kalırsa. P. Anderson’un veciz tabiriyle “yağmacı militarizm” kültürü bu işin başrolündeydi.
İkinci sırada ise devletin ve şeyhlerin doktrine ettiği Müslüman milliyetçiliği en önemli teoloji-politik enstrümandı. Şeyhlerin modere ettiği yerlerdeki Kürt taşrası Ermenileri öldürerek hem öbür dünyada cennete gitmeyi garantileme düşüncesine sahipti hem de Ermenilerin mallarına dini usulün içinden ‘hak edilmiş’ ganimete konacaktı.
Yani Müslüman milliyetçiliğini biraz kazıdığımızda karşımıza yine “ganimet ekonomizmi” çıkar kısacası. Üçüncüsü ise ortalama Kürt kitlesi kısa sayılamayacak bir zamandan beri Ermenilerin bir şekilde cezalandırılmasını istiyordu.
Uzun zamandır Ermeniler onlara göre “zenginleşiyordu, modernleşiyordu, pozitif haklar iddia ediyordu.” Bu yeni durum onlara göre Kürtler ile Ermenilerin taşrasındaki zımni sözleşmeyi iptal ediyordu. Kürt-Ermeni hinterlandının sözlü normu Kürtlerin patronajı ve Ermenilerin korunmaya muhtaç doğası üzerinden eşitsiz bir hiyerarşi temelinde şekillenmişti.
Kürt aristokrasisi buna “xulam”, Kürt islamı buna zimmilik yasası diyordu. Kürt aristokratları Xulam olarak gördüğü Ermenilerle eşitlenmeyi kesinlikle istemezken, Kürt şeyhler de Müslüman-Hristiyan eşitlik talebini zimmilik yasasının ihlali olarak görüyordu. Bu sebeple onlara göre tecziye şarttı.
Dördüncü sebep ise bir miktar Kürtlüğü de ilgilendiren amildi. Kadim Kürdistan olarak görülen bölgede Rus destekli Ermenistan kurulması fikri Kürt aydınlarını teyakkuza sevk etmişti. Şeyh Ubeydullah’tan bu yana bu endişe sosyolojisi katlanarak büyüyordu. Fakat bu endişe marjını herhalde hiç kimse büyük şair Haci Qadiri Koyi kadar net ifade edemezdi: “Xaki Cizir u Botan, ye’ni willatî Kurdan/ Sed heyf u mixabin deyken be Ermenistan” dizeleri mesela parça tesirliydi.
Son olarak devletin oynadığı provakatif rolü de sayabiliriz. Berlin konferansından bu yana devlet Kürtler ile Ermenileri birbirine düşürmek için elinden geleni yaptı. 1882 yılında Bitlis’teki Kürt-Ermeni çatışmasını sebep göstererek Kürdistan ve Ermenistan isimlerini yasakladığı andan itibaren devlet iki halkı birbirine karşı bileyip durdu.
Soru- 4 : Peki Kürt basını ve Kürt aydınlarının veya daha doğrusu bir ölçüde Kürtlüğün temsilini yapanların soykırım esnasındaki tavrı nasıldı?
Kürt aydınlarından başlayalım. Kürt aydınlarının neredeyse dörtte üçü soykırımın olduğu periferide askerlik yapması herhalde tarihin bir cilvesiydi. Kürt aydınlarının Kürtlerin soykırıma katılımı konusunda ne düşündüğünü tam olarak bilemiyoruz. Çünkü nerdeyse ortak bir karar alınmışçasına hiç kimse bu konuyu detaylarıyla birlikte konuşmadı.
Fakat soykırımdan önce Kürt aydınlarının Ermenilere ya da hiç değilse yürütülen Ermeni siyasetlere bilendiği herkesin bildiği bir sırdı. Kimsenin soykırım gibi devasa bir katliamı düşündüklerini veya istediklerini sanmıyorum ama Kürt aydınları 1914 yılının başlarında Ermeniler karşısında hem müteyakkızdı hem de infial halindeydi.
Daha açık konuşmak gerekirse Ermenilerin unutamayacağı bir dersi hak ettiklerini düşünüyorlardı. İki örnek vereyim sadece. O dönemlerde yayın yapan Rojî Kurd neşriyatının yazarlarından olan Salih Bedirhan, o dönemki ittihatçıların kıyıcı diskuruna başvurarak Ermeniler için “dahili düşman” tabiri kullanıyordu.
Yine bu dönemlerde yayın yapan Hetawî Kurd neşriyatının yazarlarından Xelil Xeyali (M.X) Ermenileri dahil düşman görüp onlara (kurmê darê) yakıştırması yapıyordu. Soykırımdan hemen sonra yayımlanan Jîn neşriyatı mesela hem soykırımı tahfif eden hem de soykırımla Ermenisizleştirilen bölgelerde Wilson ilkeleri uyarınca hiçbir şey yaşanmamış gibi siyaset icra ediyordu.
Ezcümle Kürt aydınları Kürt-Ermeni hinterlandının Ermenisizleştirilmesinden gayet memnundu. Hatta Nuri Dersimi gibiler esas olarak Ermenilerin Kürtleri katlettiğini söyleyecek kadar ileri bile gidiyordu.
Soru -5 : Bahsettiğiniz katliamların savaşın doğal sonucu olduğunu iddia eden pek çok kişi de var. Ne dersiniz?
Hayır, kesinlikle hayır. Bir kere bu Kürtlerle Ermenilerin yani iki halkın savaş cephesinde karşı karşıya geldiği bir savaş değildi. İlaveten katledilenler savaş meydanında değil, ahırda, ovada, köyünde, evinde silahsız olarak katledildiler. Köyler yakıldı, kadın ve çocuklar ahırlarda yakıldı, yaşlı ve savunmasız erkekler kayalıklardan atıldı.
Yani katledilenlerin büyük çoğunluğunun zaten savaşla hiçbir ilişkisi olmadığı gibi bunların önemli bir kısmı zaten savaş cephesinin çok uzağında katledildiler. Hadi Van’da şehir savaşı yaşanıyordu onu saymayalım. Soykırım uygulanırken Muş, Bitlis, Siirt, Diyarbekir, Mardin, Urfa, Harput, Erzincan, Adıyaman’ın savaş cephesiyle ilgisi var mı?
Ve dahası çoğu kişi soykırım gündeme gelirken “mukatele” kavramını kullanıyor. Oysa hayır ortada mukatelenin zerresi dahi yoktu. Van, Erzurum, Bitlis gibi birkaç yerde Ermeni fedailer misilleme adı altında bir kısım Kürtleri katliamdan geçirdi elbette. Ama bu mukatele değildi çoğunlukla spontane misilleme eylemleriydi. Bunlara bakıp bunu soykırımla eşitlemek insafa ve ahlaka sığmaz.
Soru – 6 : Kürt kamuoyunun önde gelenleri bu meseleler gündeme geldiğinde sıkça “Kürtlerin devlet tarafından kandırıldığını söyleyerek” cehalet olgusuna dikkat çekiyor, Bu yorumun bir karşılığı var mıdır?
Kürt-Ermeni katliamları söz konusu olduğunda cehalet söylemini ilk olarak Kürdistan gazetesinin editöryası ortaya attı. Daha sonra Cegerxwîn gibi Kürt aydınları ve son olarak Ahmet Türk gibi siyasetçiler bu “kullanışlı” söylemi yeniden üretti. Ne olursa olsun bana kalırsa “bilmiyorlar o yüzden yapıyorlar” apolojisi olayın özünden hayli uzak bir açıklama.
Burada neyi bilmiyorlardı sorusunu sormak gerekir o halde. Bir insanı öldürmek, bir halkı ahırlara doldurup yakmak, bir halkı yakıp yıkmak bilinçle alakalı bir şey midir? Kaldı ki yalnızca cahiller mi öldürür? O yüzden “cahillik edebiyatı” tırnak içinde “olaylara karışan Kürtleri de anlayın” demeye getiren bir tür empati doktrini, bir tür aklama vesikası.
Oysa başta Hamidiye Kürtleri olmak üzere pogrom ve soykırıma iştirak eden Kürtlerin büyük çoğunluğu için “biliyorlardı, tam da o yüzden yapıyorlardı” demek daha doğru. Bu işi yapanlar Ermenileri öldürmenin onlara toplum içinde prestij, diğer aşiretler nezdinde güç, devlet nezdinde makbullük, şeyhler nezdinde mücahitlik, iktisadi açıdan toprağa ve artı değere el koyma, mülkiyet ilişkilerine ortak olma ve nihayet üretim araçlarına sahip olmayı getireceğini bilecek kadar gündeliğin ideolojisine vakıftılar.
Soru – 7 : Devletin soykırımı ısrarla red ettiği bir tarihsel ölçekte “Ermeni soykırımına Kürtler katıldı” şeklindeki tespitlerinizin soykırımın ağırlığını devletten önce Kürtlere yüklediğine dair özcü yorumlar da var, bu tarz bir yoruma nasıl bakarsınız?
Evet, bu tespit sıkça dillendiriliyor. Fakat bu özünde steril bir inkar diskuru, özneyi müphemleştirme metodolojisidir. Çoğu kişi bu konuyu bu şekilde tartışmanın Kürtlüğü “lekedar” kıldığını da düşünüyor. Hayır, böyle değil, böyle algılanmamalı. Açık konuşmak gerekirse Kürtlük hususen de yeni Kürtlük benim tahayyülümde ezilenin çadırıdır.
Diğer bir ifadeyle yeni Kürtlük ezilenin anavatanı olmak zorundadır. Eğer Kürtlük ezilenin yurdu ise o halde Ermeni soykırımındaki Kürt iştirakini hamletmek zorundadır. Kürtlüğün (bazı arkadaşlarımız buna feodal Kürt milliyetçiliği de diyor) inşa sürecinde ölümcül bir hata yapmışsa, af edilemez bir kusur işlemişse bunu örtmek yerine bununla samimi bir şekilde yüzleşmek en iyisi.
Kürtlüğe peygambersel bir sembolizm yükleyip onu bigünah kılmanın hiçbir rasyonalitesi yok. Oysa şöyle de düşünmek mümkün. Kürtlüğün o dönemki sahipleri nasıl düşmanlarıyla bir olup Kürdistan’ı parçaladılarsa yani Kürtlere nasıl onulmaz zarar verdilerse kapı komşularına da ölümcül darbeyi vurmuş olabilirler. Kabul edelim ki sadece devletin değil Kürtlerin ve Kürtlüğün de bir “Ermeni sorunu” vardı.
Burada problem belki de şudur tam olarak. Milliyetçi-özcü siyasetlerin öteden beri reel geçmişleriyle veya somut günahlarıyla aralarına kalın duvarlar ördüğünü biliyoruz. Hayali cemaat, mümkünse tertemiz bir geçmişe yani hayali bir tarihe ihtiyaç duyar. Kaldı ki her ideolojik inşa kuruluş sürecinde kurucu bir ötekiye gereksinim duyar.
Kürtlüğün kurucu ötekisi Ermenilerdi, muhtemel Ermenistan’dı. Şeyh Ubeydullah döneminden bu yana “Ermeni devleti kurulacak” şayiası Kürt siyasal kamusunu provoke ediyordu. Realite bu, bundan kaçınamayız.
İnşa dönemindeki Kürtlüğün tek günahı sadece Ermeni katliamlarının şerikliği değildi üstelik. Bedirxan beyin onbinlerce Nasturiyi katletmesinden başlayagelen bir katliam döngüsünün inşa dönemi siyasi Kürtlüğe eşlik ettiğini teslim etmeliyiz.
Çoğumuz “kurbanın, kurbanı olmaz” veya “ezilenin, ezileni olmaz” şeklinde düşünüyor. Yani tarih boyunca “haksızlığa uğrayan, katledilen; haksızlık etmez, katletmez” şeklinde düşünüyor. Bu düşüncenin masumiyetçi ve ahlaksal doğasını anlayabiliyorum ama bu sağaltıcı düşünce hem tarih dışı hem de fazlasıyla özcü. Madun bazen yeni mağdurlar yaratarak konuşur. Koca İsrailoğlu geleneği bunun örnekleriyle dolu.
Ezcümle Kürtlüğü bir yere kadar hamleden Cemilpaşazadelerin bir kısmı, Feyzi Pirinçizade, Xoytili Musa bey, Kör Hüseyin paşa gibiler soykırımda aktif roller oynadılar. Unutmayalım ki soykırımdan az önce Seyyid Abdülkadir idaresindeki Kürt Teavün Terakki Cemiyetinin Diyarbekir seçimlerinde Pirinçizadelere kefil olduğunu, Feyzi Pirinçizade’nin ilk gençlik örgütü olan Hevi’nin bir toplantısına katılıp orda nutuk attığını biliyoruz.
Kabul edelim ki bu dönem Kürtlüğün hamurunda anti-Ermenilik barizdi. Bununla hesaplaşmanın zamanı geldi bana kalırsa.
Soru – 8 : Kürt siyasi aktörleri geçmiş dönemde soykırım kurbanlarını anıp özür beyanında bulunan açıklamalar yaptılar. Kürt siyasetlerinin soykırım karşısındaki tutumu nasıl görüyorsunuz?
Bir kıyas yapmam gerekirse devletten ve Türk halkından çok ilerde olduğumuz kesin. Yüzyıldan bu yana Ermenilerin geçtiği katliam süreçlerinden geçtiğimiz için Kürtler Ermenilerle empati kurabiliyor.
Ne var ki bu empati çoğu zaman teknik ve pragmatist bir kontekste karşılığını buluyor. Böyle olduğu sürece empatinin dilinde problemler çıkıyor çoğu zaman. Söz gelimi Kürt sağı Ermenilerin Kürtleri katlettiğini, Kürtlerin kendilerini korumak bağlamında karşılık verdiğini düşünüyor.
Kürt muhafazakarları Ermenilere yapılan şeyin savaşın kaçınılmaz sonucu olduğunu düşünse de yapılan fiili kısmen insanlık dışı görüyor. Kürt solcuları soykırım söylemini kabul ediyor ama Kürtlerin değil Kürt feodalizminin günahkar olduğunu düşünüyor. Ana akım Kürt siyaseti yapılanın soykırım olduğunu bitamam kabul ediyor.
Fakat ilk dönem Serxwebun dergisinin bazı nüshalarında görüldüğü üzere meseleyi Ermeni burjuvazisi/lobileri, Kürt feodalizmi ve devlet bürokrasisi üzerinden tartışmayı daha münasip görüyor(du). Fakat 2012 yılından bu yana aynı derginin yeni nüshalarına bakılırsa bu konuda daha sahici bir noktaya gelindiği görülüyor.
Bana öyle geliyor ki bu konunun hakkının tam olarak verilmemesinin sebebi hala toprak meselesi. 1860’larda çıkan Arazi Kanunnamesinden bu yana toprak meselesi Ermeni-Kürt ilişkilerini zehirleyen bir dinamik olarak hala varlığını koruyor. Ezcümle Kürt siyasetleri genelde olaya insani düzlemde bakıp ayaküstü özürlerle konuyu geçiştiriyor.
Oysa yapılması gereken basit, soykırımın samimi bir şekilde kabulü ve hiç değilse sembolik düzeyde bazı iyi niyetli jestlerin yapılmasıdır.
Sonuç olarak Eski Ahit’te kardeşini öldüren Kabil ile Rab’in konuşmasıyla bitirmek isterim. Kabil’e Rab, “kardeşin nerede” diye sorar. Kabil ise “ben kardeşimin bekçisi miyim” yanıtını verir. Kürt siyaseti ve siyasetçilerinin bir kısmı yıllarca “ben kardeşimin bekçisi miyim” edasıyla haricen bir söylem tuttursa da şimdilerde daha sahici bir noktaya gelmesi iyiye delalet.
Fakat aradan yüz beş yıl geçmiş durumda. Kutsal metnin devamında Rabb, Kabil’e “kardeşinin kanının sesi topraktan bana bağırıyor” der. Evet yüz beş yıldır katledilenlerin kanı topraktan bağırıyor. Kürt siyasetleri ve toplumu hala topraktan gelen sese kulaklarını tam olarak açmış değil. Kabil-Habil olayını anlatan Kur’an’daki Maide süresi belki de bize yol gösterebilir: “..derken, Allah bir karga gönderdi. Karga ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için toprağı eşeledi” der. Belki de bir süre Qıjika reş’i takip etmeliyiz, yüz beş yıl önce tam olarak ne yaşandığını eşelemek için.
https://nupel.net/firat-aydinkaya-8-soruda-kurtler-ve-ermeni-soykirimi-85131h.html
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2019.11.03 15:44 masalokucomtr Komik Fıkralar

Komik Fıkralar
https://preview.redd.it/8x8yd3e5hhw31.jpg?width=1024&format=pjpg&auto=webp&s=f43976d31fce72b06f0868351caf177dd1f70343

Aranızda Müslüman olan var mı?

Günlerden bir gün adamın birisi camiye elinde kocaman bir bıçakla camiye dalar ve cemaata sorar: – Müslüman olan birisi var mı? Cemaat korkudan sesine çıkaramaz, sessizlikten sonra yaşlı bir amca ayağa kalkar: – ben Müslümanım der. Bıçaklı adam ve yaşlı amca camiden çıkar, dışarıdaki inek sürüsünü gösterip: – Amca şunları kurban edeceğim fakat ben beceremedim yardım edebilir misin der. Yaşlı amca baya bir kurbanlık kestikten sonra ben yoruldum başka birisini bul der. Adam bu sefer kanlı bıçaklı camiye girer ve sorar: – Aranızda başka Müslüman var mı? Bıçakların kanlı olduğunu gören cemaat yaşlı amcayı kestiğini düşünür ve daha çok korkarak bir anda caminin imamına bakar, imam: – Ne bakıyorsunuz ula birkaç rekat namaz kırdırdık diye hemen Müslüman mı olduk?

Bir Daha Tartıl

Temel, temin ettiği küçük baskülle gelip – geçeni tartıp geçimini sağlıyordu. Müşterilerinden biri; Ula tart beni pakayım, kaç kilo gelıyrum, diyerek basküle çıkar, Otomatik baskülün göstergesinde kaç kilo geldiğini öğrenir ve çıkarıp Temel’e 100 bin lira verir. Tarı ücreti 50 bin liradır. Temel, ötesini -berisini araştırır, ceplerinin içini dışına çevirir. Paranın üstünü bulup veremez. Müşterisine ne önerir beğenirsiniz: – Hemşerum, bozuk param yok, bir daha tartıl da fit olalım.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Siz Direğinizi Alın

İlkokul müdürü Temel , okulunun daha bir fark edilmesi için hazırlattığı yön levhasını anayol üzerindeki elektrik direğine astırınca TEK yönetiminden resmi bir yazı alır. Yazıda elektrik direğine levha asmanın izne ve kiraya tabi olduğu belirtiliyor ve levhanın ya indirilmesi ya da belli bir ücretin ödenmesi isteniyordu. Yazıyı okuyan müdür Temel, kısa ve özlü yanıtını mektupla verir. – Biz levhamuzdan memnunuz. Siz direğunuzi oradan alın!

Seni Öyle Yaşatırım ki…

Devlet dairesinde memur olarak çalışan Temel bir gün kurum değiştirmek için müdürün karşısına çıkar, meramını anlatır: – Hapishanede gardiyan olmak isteyrım Temel, müdürünün de yardımlarıyla ceza evindeki işine başlamak üzere eski işyerina müdürü ile vedalaşmaya gelir. Müdürü Temel’e takılır: – oğlum işine bu kadar yardımcı olduk. Şimdi gidiyorsun, ne bir kuru teşekkür ediyorsun, ne de Allah razı olsun diyorsun. Bu ne biçim iştir? Temel saf saf yanıt verir: – Ey gidi müdürüm, senin bende emeğin çoktur. Teşekkür da bişey mi, sen bi içeri düş, bak ben seni nası kuru üzümle beslerim.

Tüm Bebek

Çocuğu olmayan biri Dr. Temel‘e başvurur. Temel, hastasını bir güzel muayene ettikten ve tahlil raporlarını gördükten sonra, müşterisinin dünyasını hepten karartmamak için önerisini söyler: -Bak hemşerum, mümkün değil senin uşağın olmaz. Ha böyle çok samimi arkadaşun yok midur? yanıt verir bey var, ama onun da uşağı olmayi…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Hangisi olsun?

Temel iş hanında çay ocağını işletmektedir. Üst katlardaki iş yerlerinden biri seslendi – Temel efendi, dört çay yap!… Biri açık olsun… Çaycı Temel yanıt verir: -Abi hangisi açık olsun?

Hangisi?

Temel diş doktoru olmuştur. Günlerden bir gün arkadaşı Cemal, endişe içinde Temelin muayenehanesine gider. – Ula öliyrım, dişim çok kötü ağriyi… Temel, hangi dişinin ağrıdığını sorar ve Cemal, sağ alt çene dişlerini gösterip; – Habu sıradaki dişlerin biri ağrıyi… der ve kesin olarak hangi dişin ağrıdığını gösteremez. Dişçi Temel, “Dur sana yardımcı olayım” deyip eline kerpeteni alır ve gösterilen sıradaki dört dişi çekip Cemal’in önüne koyar: – Ha bak bakayım, habunlardan hangisi ağrıyi da de baa!…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Abulama acıyrım

Temel’in eniştesi uzun zamandır prostat hastasıydı. Şikayetleri artınca, Temel eniştesini tanıdık bir doktora götürür. Doktor önce şikayeti dinler, ardından da sıkı bir muayene yapar ve teşhisini koyup ilaçlarını yazar. Çıkarken de hastasına: – Unutma, rahatlaman için sık sık boşaltman lazım, diye tavsiyede bulunur. Temel, eniştesi ile birlikte dalgın dalgın sokakta yürürken arkadaşı Cemal’e rastlar. Cemal sorar: – Ula nedir habu haln… Bişe mi oldi? Daha ne olacak, habu eniştemun prostatı azdı. – O da bişey mi, herkeste var, deyince Temel’in yanıt şöyle olur: – Ulu ben enişteme yanmayrım, abulamın çekeceği eziyete üziliyrım.

Ne deyi, bak bakalum…

Temel, turistik bir otelde resepsiyon memurudur. Görevde iken dahili telefon çalar, belli ki odalarda kalan turistlerden biri bir şeyler istemektedir. Telefonu açan Temel: Okey sör, yes sör… Vıy mösyö… derken yanıtının doğruluğunu da başını ‘evet’ anlamında sallıyordu. Uzun süren konuşma sonunda telefonu kapatan Temel yanındaki yabancı dil bilen arkadaşından rica etti: – Yahu, ya bak bakalum, 420’deki turist ne isteyi..
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Eczacılar düşünsün

Temel ile Fadime ocak başında sabahleyin sohbet ederken kapı zili acı acı çaldı. Fadime kapıyı açmaya giderken Temel arkasından seslendi: – Gelenler kimdur? Fadime de bunun üzerine gelenleri tek, tek sayar: – Uyy Teyzom gelmiştur, halam yaninda. Dayım, emicem, balduzim, uşakları, hepicuğu gelmişler, deyince Temel kendi kendine söylendi: – Eczaci düşunsin, anlaşılan bi kaç hafta doğum kontrol hapi kullanamiyacağum.

Ne olacak boşboğaz

emel’i durduran trafik polisi – On dakika önce kırmızı ışıkta geçtiniz beyefendi, deyince Temel sorar: Kim deyi benum kırmızı işukta geçtuğumi? Trafik polisi nazikçe: Beş kilometre ötede başkomiserimiz var, o telsizle bize bildirdi. Direksiyondaki Temel ne desin begenirsiniz? – Ula amma da boşboğaz başkomiserunız varmiş ha… Ağzinda pakla islanmayi…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Anana veririm

Temel epey yaşlanmışti. Arkadaşı Cemal ise ona bu ne- denle sataşıyordu Ula Temel, ölürken haber ver da öbür dünyadaki bobama anama seninlan mektup yollayayım. Temel kurnazca gülümser: – Olur, olur da bobağin bulamazsam anağan verırım, der.

Geçen yil elmaydı

Trabzon’a bağlı ilçelerden birinin adliyesinde iki hakim tartışıyorlardı. Karakolun arkasındaki büyük ağaç kiraz mıdır, yoksa armut mudur? Bir karar veremeyince hakimlerden biri; Biz niye böyle tartışıyoruz. Çay ocağı işleticisi Temel’i çağırıp ona soralım. Sorarlar: Temel efendi, karakolun arkasındaki şu görünen ağaç ne ağacıdır? Temel, az önce çay servisi yaparken kulak ucuyla tanık olduğu tartışmada taraf olmamak ve hakimleri birbirine düşürmemek için en politik yanıtını verir: -Valla hakim beylerim, hau görünen ağaç geçen yıl elma ağacıydı.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Şanssızluk!

Temel ihtiyarlamış, diz ağrılarına çare bulunur ümidi ile doktora gitmişti. İyi bir muayeneden sonra doktor: Amca, siz yaşlısınız, dizlerinizde damar sertliği var. Ama bunun tedavisi yoktur. Şayet perhiz yaparsanız biraz olsun rahatlarsınız, der. Temel, bir an düşünür ve sonra sorar: – Toktor bey, ya bak benum habu şansıma. Damar sertluğu bacağuma vuracağuna hau önemli yerime vuramaz mi idu?

Habu yaştan sonra mı?

Habu yastan sonra mı? Temel ile Fadime hayli zamandır birbirlerine aşıktılar. Fadime evlenmek istiyor, ama Temel bu konuda ihmalkar davranıyordu. Ama yine de yıllar böyle geçmişti. Bir gün Fadime evlenme konusunu Temel’e açtı: – Temelcuğum, artuk evlensak, sen ne dersin? Temel bu, kolay kolay tuzağa vurur mu, başını ‘hayır’ anlamına gelir şekilde salladıktan sonra şöyle yanıt verdi: – Doğri deysın Fadimecuğum ama, habu yaştan sonra bizi kim alır he?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Biri geliyor, biri çekiliyor

Temel, oğlu Cemal’in küçük yaşta sayı saymasını geliştirmek için onu görevlendirmişti. – Oğlum, say bakalum, bir saat içinde deniz kıyısına kaç dalga gelecek. Baba Temel, bir saat sonra sonucu öğrenmek için Cemal’in yanına gidip sorar: – Uşağım saydun mi? Küçük Cemal oldukça sinirliydi: – Yahu boba, nesıni sayayim. Kıyiya bi dalga gelıyi, tam saymaya başlayrım, ikincısi gelırken, birincisi geri gideyi.

2 Hop, 1 Buyur

Temel çok acıkmıştı. Lokantaya gider, masaya oturur ama garson bir türlü yanına gelmez. Sonunda Temel seslenir: – Hey garson! . Hop! Garson yine gelmez. Garson efendi! – Hoop! Yine gelen yoktur. Son bir kez daha seslenir: – Oğlum garson! – Buyur. Fakat Garson yine gelmez. Temel, durumu şikayet etmek için kasaya bakan patronun yanına gider. Patron: Ne yediniz amca? – 2 Hop… 1 Buyur!
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Var mısın bahse?

Köy kahvehanesinde akşamcılar toplanmışlar, kimi kağıt oynuyor, kimi de pinekliyordu. Kağıt oynayanlardan Cemal saatine bakarak; – Vay anasını saat 12 ye geliy… Habu saattan sonra kari bizi eve almaz, dedi. Kahvehanenin diğer köşesinde oturmuş olan Temel, selesinde sattığı elmaları Cemala göstererek, Cemal kardaşım, al haburadan bir okka elma, o zaman yengem seni eve alır, diye öneride bulundu. Cemal gülerek; Bilsam ki kari beni eve alacak, haçan bi okka değil, on okka elma bilem alırım. Temel’in soruna bakışı daha başkadır: Var misın bahse? Sen iki okka elmayi al baa ver, gideyim sizin eve, bak bakayım yengem beni eve aly mi, almay mi?

Ara, ara ama…

Temel, alış – veriş için Rus pazarına gider. Gürcü bayan satmak için getirdiği tüm eşyalarını bir valizin içine doldurup teşhir ediyordu. Temel, valizin içinde işine yarayan bir şey var sa almak için habire karıştırıyor ama aradığını bulamıyordu. O sırada Gürci kadın da kendi diliyle sık sık yok’ anlamına gelen, Ara… Ara!… diyordu. Kadın ‘ara… ara…’ sözlerini arayıp bulma anlamında yorumlayan Temel sonunda dayanamayıp patladı: Ara… ara… deysın, ama bişe yok, ne arayayim de baa…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Köpek + balık…

Temel’in İstanbul’dan gelen konukları muhteşem villasını gezerken bayanlardan biri sordu: – Kız Fadime, siz çıldırdınız mı? Fadime konuğunun şaşkınlığını anlamıştı. Açıkladı: – Kız ne yapalum… Habu kocam Temel var ya, tuttur ki köpek besleyelim deyin… Ben da paluk besleyelim dedum. Soninda üç aşağı beş yukarı köpekbaluğunda karar kılduk.

Toptan bi defada

Temel ilkokul müdürüdür . Okulların açık olduğu bir dönemde kendisinin görüşü alınmadan tüm öğretmenlerinin nakilleri yapılmış, okulda yapayalnız kalmıştı. Kafası bozulan Temel sonunda telefonla Milli Eğitim İl Müdürlüğü’nü arayıp sordu: Müdür beyim, haçan haburda yapayalnuz kaldım. Uşaklar okuma bekleyi, siz da bi dünya yazi yazup cevap isteysunuz, diye sitem etti. Karşı telefondaki müdürün sesi rahatlatıcıdır: – Vaziyeti idare et evladım Temel’in yanıtı ise şöyledir: – Olur müdür beyum, haçan bütun yazılara yıl sonunda toptan bi defada cevap veririm.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Ölisi bile…

Temel’in eşi Fadime ve arkadaşları akşamdan toplanıp mısır koçanı ayıklıyorlardı. Herkes kendi kocasını överken Fadime de kocasını övdü: – Temel tıpkı paluk gibin yüzer, dedi. Tam o sırada koşarak gelen bir çocuk Temel’in takasının firtunada alabora olduğunu söyler. Fırtına bir yana, zifiri karanlık nedeniyle herhangi bir kurtarma çalışması yapılamaz. Aradan üç gün geçtikten sonra Temel’in cesedi karaya vurur. Arkadaşları Fadime ye hatırlatırlar: – Hani, Temel’un paluk gibin yüzerdi? Fadime sinirli sinirli yanit verir: Gözünuz kör midur, görmey misunuz? Kocamın ölisi bile yüzerek kıyıya geldi. Siz isa baa hala inanmaysunuz.

Sen bilmeysun!

Doğu Karadeniz deki yayla şenliklerine katılan Ankaralı bir yurttaş, oluşturulan geniş horon halkasının yarattığı neşeli ortamda kendini tutamaz, Temel’i koluna ilişip horona girer. Ankaralı horon oynamayı bilmediği için daha ilk hareketinde uyumu bozduğunu gören Temel sabredemez ve kolundaki konuğunu uyarır: – Ula hemşerum, sen bu horoni bozaysın, çık dışarı…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Yalansa o zaman…

Temel çevresini saran gençlere cesaret aşılıyordu Siz istersenuz her işte başarili olursunuz. – Mesela, pen Ay’a çiktuğum zaman… Gençlerden biri kendini tutamayıp kıs kıs gülünce, -Ama haşimdik ayıp edeysunuz . İnanmaysanuz , çikun Ay’a bakun. Eğer kırkbeş numara ayakkabim izi yoksa, gelın habu yüzüme tükürun.

Bunu mu getiririm?

Temel , yaşlı ve çirkin karısı Fadime ile bir iş için İstanbul’a gider. Konaklama amacı ile bir otele girer ve oda ister. Resepsiyon memuru Temel’den evlenme cüzdanı isteyince, sinirlenen Temel; Ula baa baksana. Ben habu otele kari getırsam habuni mi getırırım? diye Fadimeyi gösterir.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Yıln yemeği

Fadime’nin pişirdiği kuru fasulye ‘Dünya Yılın Yemeği Yarışmasında birinci seçilmişti. Jüri yemeği nasıl pişirdiğini sorduğundan Fadime tarif ediyordu: – ondan sonra biraz da limon kolonyasi katacaksun. Jüriden bir üye hayretle nedenini sorunca, Fadime’nin yanıtı şöyle olur: – Kocam Temel, günde üç oyin kurifasülye yer. Haçan kolonya katmazsan yanında nasil yatarum, deyin baa?…

Arabanız mı var?

Turistik otele gelen müşteri kapıda görev yapan Temel’e sordu Garajınız açık mı? Hazır cevap Temel’in yanıtı şöyledir: Uyyy… Yoksa sizun arabanuz mi var?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Köpeğe ihtiyaç yok

Evi ormanın hemen kenarında bulunan Fadime’ye İstanbul’dan gelen konuğu Nazime tavsiyede bulunuyordu: Fadimecuğum, benden saa akıl olmasun ama, bir köpeğunuz olsa iyi olur. Haburada yabani hayvanlardan korkmay misunuz? Hiç olmazsa bi tüfek bulundurun evde. Fadime oldukça rahat bir havada yanıt verdi arkadaşına: – Ey gidi Nazime, korktuğun gibi değil. Bizum Temel oyle bi horlay ki, ormandaki heyvanlarun hepisi kaçacak deluk arayi…

Vururim oni…

Temel, garsonluk için açılan sınava girmişti. Sınav komisyonu üyeleri Temel’in sinirlilik durumunu ölçmek için sorarlar: – Bak, Temel sen garson olacaksın. Masadakiler fazla içip sana ters davranırlarsa ne yaparsın? Temel hiç düşünmeden ve en emin şekilde yanıt verir: – Ne yapacağum, usuli dairesinde aşağı alırım.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Zelzele ye karyolalar

Sarp sınır kapısının açıldığı dönemde Doğu Karadeniz’de turistik oteller Nataşalarla dolup taşıyordu. Bir sabah Temel ile arkadaşı Cemal turistik bir otelin önünden geçerken kapı önüne atılmış hasarlı karyolaları görürler: – Cemal Uyyy… Habu karyolalara ne oldi haboyle? diye sordu Temel dudak alundan kis kis güldükten sonra: -Ya bak habu kafaya… Dün gece zelzele oldi, senun haberun yok mi? Bú yanıt karşısında Cemal daha da şaşır. Ama bizum ev hiç sarsılmadi. İşte tam sırasıdır. Temel bu kez taşı gediğine koyar: – Ula kafasuz Cemal, zelzele otelde oldi, otelde…

Niye Dursunali?

Temel’i babası azarlıyordu Ula sen aptal misun? Beş uşağın adi da aynı olur mi? Başka ad mi yokti? Temel kendini savunur: – Ama boba, sen her zaman Dursun emicam ila Ali dayimun yarum akilli olduğını söylemez miydun? Uşaklarım tam akilli olmasi içun meçburen hepsine Dursunali adını verdum.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Yeni Bitiyor

Rize deki ilkokulların birinde öğretmen resim dersinde çay bitkisinin resmini yapmalarını öğrencilerinden istemişti Dersin sonlarına doğru tüm sıraları gezip öğrencilerinin resimlerini gören öğretmen küçük Temel’in yanına gelince hayretini gizleyemeyip sorar: – Oğlum Temel, hani senin resmin? öğretmenum aha, görmey misın? Temer, (A4) kağıdı ebatındaki resim kağıdının ortasına sadece bir nokta koymuş, onu gösteriyordu. -Oğlum bunun neresi çay?, – Öğretmenim görmey misın, o daha ufacuk, büyüycek.

Sus!.. Sus!..

Temel, Devlet Hastanesinde check up yaptırmıştı. Dışarıda sonucu merakla bekleyen arkadaşı Cemal, Temel’e sordu: – Ne oldi?, ne oldi? Temel sus işareti yaparak Cemal’in kulagina eğilip fısıldadı: -Gizlu şeker… -Neee? – -Gizlu şeker… -ula anladum.. Anladum ama, niye kulağuma fısıldaysun oni, oni anlamadım. Temel sonunda patlar: -Ula amma kalın kafalisun, gizlu şeker deyruk da… Giz-lu şe-ker.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

13 Ay…

Öğretmen Hayat Bilgisi dersinde Yeni yıl’ ünitesini işlerken bir yılda kaç ay, kaç gün ve kaç hafta bulunduğunu da öğretmişti. Öğretmen öğrenim seviyelerini saptamak için sınıfta ki öğrencilere teker teker soruyordu. Sıra Temel’e gelince ona da sordu: – Temel yavrucuğum, söyle bakayım, bir yılda kaç ay vardır? Temel hiç düşünmeden yanıtlar: – 13 öğretmenim… Ama oğlum, ben geçen derste 12 ay var demedim mi? Demesine dedin öğretmenim ama, evde babam da sordi, ben 12 dedım. -Doğru demişsin. – Hayır öğretmenım, doğri demedım, bobam enseme şamari indirup, remezan’ı unutıysın deyip, yılın 13 ay olduğuni söyledi.

Ayri ayri uğraşmaktansa…

Bir Ramazan günü İstanbul’daki Yeni cami etrafında dolaşan Temel; bir sürü dilenciden sakat birinin: – Büyük Allah’ım dizlerime derman ver yürüyeyim, gözlerime nur ver göreyim, kulağımı aç işiteyim, diye durmadan dua ettiğini duyunca dayanamaz: – Ya bak habu ahmak kafaya… Allah’un başka işi yok da senin her bir yerin lan ayri ayri mi uğraşacak. Yapar yenisıni da olur biter, dedi.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Ezberlemiyecekmiş…

Az önce bayiden gazete alan Temel, biraz sonra aynı gazeteden dört tane daha almak isteyince tezgahtar merakla sordu: -Az önce aynı gazeteden bir tane almıştın. Şimdi bu dört gazeteyi ne yapacaksın? Temel: – Ezberleyeceğumi mi sandun, anlamay misın da?!

Gene peynir ve yağ yiyesi geldi

Fi tarihinde Karadeniz de ulaşım deniz yoluyla yapılıyordu. Güzel bir havada motorlarına tereyağı ve peynir yükleyerek denize açılmışlardı. Yarı yolda deniz birdenbire patlamış, kuduran dalgalar motoru bir fındık kabuğu gibi oradan oraya sürüklüyordu. Yağ fiçıları, peynir tenekeleri hep denize dökülmüştü. Zor şer Zonguldak limanına girip karaya çıktıklarında Topal İlyas bir daha denize açılmamak için “üçten dokuza şart” etmişti. Bir kaç gün sonra deniz sakinleşmiş, adeta bir çarşaf gibi olmuştu . Arkadaşı Temel , Topal İlyas’ı kandırıp tekrar yola çıkmak istiyordu. Temel, ısrarla: Ula bak… Denuz tümdüz duruyi, hayde gidelm daa, diye sıkıştırıyordu. Topal İlyas ise kararlıydı: -Ula inanma. Denuzun gene peynir ve yağ yiyesi var da onin içun tümdüz duruyi… Anlamay misu- nuz….
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Ey gidi eski günler…

Evliliklerinin üzerinden 40 yıl aşkın bir zaman geçmişti. Bir sabah Fadime, kocası Temel’e: -Ula hiç uyutmadın beni gece… Sabaha kadar horladın durdun, diye sitem etti. Nüktedan olduğu kadar hazır cevaplığı ile de ün yapan Temel, eşinin bu sitemi karşısında kıs, kıs güldükten sonra şöyle yanıt verdi: – Ey giyi ey… Habu benım horlamaların eskiden saa hep muzik gibi gelırdı… Eskiduk değil mi?

Gözüme bakarsan…

Temel Kozlu da çalışıyordu. Memleketten yeni gelmiş olan hemşehrisi Zonguldak’a nasıl gidileceğini ona sordu. Temel, Zonguldak’a gidiş yolunu tarif ederken hemşehrisi bön bön gözünün içine bakar durur. Temel tarifini bitirince, hemşehrisi Ula olayım canuğan, anlamadum, de baa bi daha… diye yakarır. Sabri tükenen Temel patlayıverir: – Kafasuz adam, gözume bakarsan saplanursun ha şu dağa, elimun ucuna bakarsan gidersın Zongul- dak’a… Anladın mi?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Senin niyetin bozuk!

Temel tüccardır. Herkes onu dürüstlüğü, çalışkanlığı, iyilikseverliği ile tanır. Kardeşi Cemal de öyledir.İki kardeş birlikte ticaret yaptıkları dönemde evin ihtiyaçlarını ilçe pazarından daha ucuza sağlıyorlardı. Ağabey Temel, kardeşi Cemale ilçede pazarın kurulduğu günlerden birinde; Cemal, bir hafta pazardan alış verişi sen yap. Pazarcı kadınlarla iyi pazarlık yap, aldatmasınlar SENİ, diye tembihledi. Tembihledi ama Cemal’in yanıtı hiç de beklenilen şekilde olmaz: -Ben karilarlan pazarluk edemeyrım, utanıyrım. Şakacı, nüktedan Temel burada da altta kalmaz, Cemal’in ağzının payını verir: Senin niyetin bozuk, elbette pazarluk edemezsın!

Habu boyumlan…

Kasabanın kahvesine iri yarı, elinde bir de kamçı olan birisi girerek oturanlara sorar: – İçinuz da Temel hanginuzdur? Bir dakika önce gürültüden kaynayan kahvede nefesler tu tulmuş, çıt çıkmamaktadır. Öte başta oturanlardan ufak tefek biri ayağa kalkarak; – Penum, ne olacak? dedi. Bunun üzerine soran adam; “Penum” diyeni bir güzel, evire – çevire patakladıktan sonra hiçbir şey söylemeden çekip gitti. Kahvedekiler; – Yahu, sen Temel değil, Ahmet’sın. Niçun hau heriften dayak yedun? diye sorunca dayak yiyen Hasan; – Habu boyumlan kandırdum oni; anlayın da… dedi.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Oy gözuni sevduğumun ati…

Temel, bir gün İstanbul’da hipodroma gider. At yarışı yapıldığını görünce, nasıl oynandığını öğrenir ve müşterek bahise girer. Yarış başlar. Temel’in üzerine oynadığı at en sondadır ama O yine neşelidir. Kaybetmiş olmanın yürek ezikliğiyle şöyle der: – O gözuni sevduğumun atına bak. At deduğun ha boyle olur, bakın bütün atlari nasil katarlayi (kovalıyor).

İnceluğa bak

Temel, İstanbul’a yeni gelmişti. Gittiği her yerde yerel şive ile konuştuğundan garipseniyor, kimileri de dudak ucuyla gülüp küçümsüyorlardı. Buna fena halde içerleyen Temel sonunda dayanamayıp parladı: – Ula baa bakın bakayım… Siz dersuğuz fındık, biz deruk finduk, siz dersuğuz avukat, biz deruk abukat, siz dersuğuz amca, bir derik emice… Habunun hangisu kaba? Bizdeki inceluğa bak, inceluğa…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Tabanca kime yakışır?

Fi tarihinde Tonya’nın Karşular Mahallesi’nde düğün yapılıyordu. Gelenek gereği erkekler tabancalarını çekip havaya ateş ediyor ve bir yerde tabancalarının üstünlüğünü göstermeye çalışıyorlardı. O sırada komşu ilçelerden birinden gelip düğüne katılan Şakir adındaki konuk, tabancasını çekip bir şarjör mermiyi birbiri ardına havaya saydırınca Temel, yanındaki Cemal’i dürttü; – Habu adam da kimdur, ilk defa göriyrim? Cemal, ateş edenin komşu ilçeden Şakir olduğunu söyleyince Temel; – Yazuk tabancaya, yazuk!… diyerek görüşünü belirtir.

Geldim da gitmeyrim

Temel 10 günlüğüne İstanbul’a gidecekti. Daha ucuz olur düşüncesiyle denizyolunu tercih edip Kadeş vapuru için gidiş -, dönüş bileti alır. İstanbul’a 10 gün için gelen ve aradan 1 ay geçtikten sonra Temel’e rastlayan arkadaşı Cemal sorar: – Ula Temel, hani 10 günlüğüne geldıydın, gidiş – dönüş bileti aldıydın? Temel, dudak ucuyla güldükten sonra yanıtını verir; – Sorma Cemal, Tenuz Yollarina kazuk attum. Cemal, şaşkın şekilde sorar: – Nasi ettun o işi he? – Piletumi gidiş – geliş aldıydım ya; geldım ama gitmeyrım, Tenuz Yolları peklesun dursun beni…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Sen gıdıklanmaz mıydın?

Karadeniz kadını inek beslemeyi sever. Fadime, ilk kez doğum yapan ‘Sarıkız’ adlı ineğini sağıp sütünü almak istediği her girişiminde inekten yediği tekmeler sonucu maşrabası bir yana, kendisi öte yana düşmektedir. Yaşadığı kötü durum kocası Temel’e anlatan Fadime çözüm sorar: – Ula habu sığır baa süt vermeyi… Tekmeleyi… Ne yapayım? Temel her zaman ki nüktedanlığı ile akıl verir: – Ece Fadime, ben habu bizum sığıra hak verıyrım. Evlendığımızun ilk günlerinde ben senin memene tutardım da sen beni tokatlamaz mıydın?

Çakallar mi yesun oni?

Katil suçundan yargılanıyordu. Hakim: – Arkadaşını vurduktan sonra karayemiş dalına asmışsın, neden yaptın bunu? Anlat bakalım deyince Temel: – Üyy hakim bey, asmayaydım da çakallar mi yiyeydi oni?.. der.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Unutkanlık

Temel, eskiyen şapkasını yenilemek için köyünden yürüyerek yola çıkar. Evinin bir kilometre kadar aşağısındaki oto yoluna indiğinde evde birşey unutmuş olacak ki, oğlu Cemal’e varsesiyle çağırmaya başlar: – Ulaaa Cemaaaal! – Ulaaa Cemaaaal! Cemal yanıt verir: – Ne vat bubaaaa! – Ula habu kafamun ölçisini yastuğun altunda unuttum. Çabuk getir oni baa!

Vermedunuz ki isteysınuz

Temel, sürücü ehliyetlerinin Emniyet Müdürlüklerince verildiği dönemde ehliyetten önce araba almıştı. Bu nedenle de ehliyetsiz araba kullanıyordu. Bir gün trafik kontrolünde yakalanır ve polis evrakını ister: – Lütfen ehliyetinizi veriniz? Temel, cezayı yiyecektir bunu bilir ama, derdini de söylemeden edemez: – Eee ha bu olmadi memut bey. Baa ne zaman ehliyet verdunuz da isteysunuz?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Hesap tuzlu olunca…

Temel, ilk kez geldiği İstanbul’da lokantaya gider. Yeriçer, hesabı ister. Gelen pusulada ‘garsoniye’ rakamını görünce garsonu çağırır: – Uşağum habu nedur? Çorba içtum, köfte yedum, salata da… Hepisi doğr… Habu garsoniye da nedur? Pen yemeğu yalınız yedim, siz gatsoni da ortak ettunuz. O halde bölun hesabi ikiye bakayım.

Kızdi baa herhalde…

Temel, Trabzon’da sinemaya gider. Gişeden bilet alır. Gösterim kapısından tam içeri girerken kontrol görevi yapan kişi bileti elinden alıp yırtar. Temel buna akıl erdiremez. Gişeye döner, yeniden bir bilet alır. Kapıdan girerken biletini tekrar yırtarlar. Tekrar gişeye döner, üçüncü kez bilet alırken gişedeki görevli durumu fark eder ve sorar: – Sen demin bilet almadın mı? Yoksa karaborsa mı yapıyorsun? Ne yaptın demin ki bileti? Temel, derdini anlatır. Yahu ben bilet alıytım, kapıdaki adam bağa kızmiş herhalde, bileti elimden alıp yıttayi oni… Baa bi bilet daha ver, belkim bu sefer yırtmaz!…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Başıma dert olursun

Temel, İstanbul Mahmutpaşa’da işportacılık yaparken aynı meslekten İdris ile kapışır. Yumruklar, tokatlar birbirini izlerken, sıkışan İdris belinde – ki tabancaya asılır. Temel ise Sürmene yapısı bıçağını çekerken, İdris’e seslenir: – Yoo dur bakalım… Tabancan alışmazsa başıma dert olursun, sen de biçak al da gel…

Radyo da dinlensin

Kurtuluş günü nedeniyle TRT Trabzon Bölge Radyosu kemençe, davul, zurna havaları çalıyordu. Meydan Parkı bu ne- denle uklım tklımdı. Saatlerce süren bu yayınla herkes adeta mest olmuştu. İki dakika önceye kadar radyoyu pür dikkat dinleyen Temel, batı müziğinin başlamasıyla adeta irkilerek kendine geldi. Sonra parka hizmet eden garsonlardan birine seslendi:- Ula uşağum, azacuk yanıma gelsana… Garson, müşterinin birşey ısmarlayacağını sanarak Tem- el’e sordu: – Buyrun efendim, birşey mi emtettiniz? Temel, epey yorgunluk ifadesiyle şöyle dedi: Uşağum habu sizun radyonun ayari iyi giderken birden bozuldi. Herhalde kafasi şişdi. Kapatta biraz dinlensun…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Niye yok midur?

Temel, gazetecilikte daha adaylık dönemini yaşamakta ve Trabzon’dan İstanbul’daki haber merkezine telefonla haber yazdırmaktadır. Ancak, telefon hatlarındaki arıza nedeniyle söyledikleri karşı taraftan anlaşılamamaktadır. Haber merkezindeki şef anlayamadığı ‘Trabzonspor’ sözcüğünün kodlanarak söylenmesini ister. Temel, başlar:Trabzon’un (T) si… – Tamam. – Trabzon’un (R)’si… – Trabzon’un (A) st… Trabzon’un (B)’ si… deyince şimdiye değin susan karşı taraftaki şef; – Oğlum Temel, sen ne diyorsun. Ne biçim kodla- ma bu böyle? diye çıkışınca Temel kendinden emin şu yanıtı verir: – Ne deysun şefim, Trabzon’da babu harfler yok midir? ©

Hoppala!…

Temel, tanıklık yapmak için mahkemeye çıkar. Hakim, hüvviyet tesbiti için belli sorular sormaya başlar. Doğum tari. hi, doğum yeri, baba adi, ana adı gibi… Anasının adının sorulması Temel’in tuhafına gider; o da ha- kime sorar:Benum anamun adıni mi soraysın hakim bey? Hakim biraz bozulur ve Yok, benimkini… der. Bunun üzerine Temel, rahatlar. Haçan hakim bey, ben senun anağun aduni nere- den bileceğum.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Aldatamadım

Temel de diğer komşuları gibi geçimini denizden sağlar. Takasi ile çıktığı balık avından her seferinde bol avla dönerken, nedense son seferinde hiçbir şey yakalayamaz. Akşam eve döndüğünde eşi Fadime sorar: – Ula Cemal, hani paluklar? Temel, balık avlayamadığı için üzgündür ama, karam- sarlığının eşini de etkilemesini istemez, işi şakaya vurur: – Ne yapayım Fadime… Habu pen bugüne kadar baluklari aldattum; şimdi ise onlar peni… Vurmadiler oltama…

Nasi anlarum?

Temel, yeni aldığı şemsiyeyi terziye götürür, bir delik açmasını ister. İster ama, terzi bunun anlamsız olduğunu, ya- parsa şemsiyeye yazık olacağını söyler ve ilavç eder: – Beni dinlersen, şemsiyeye delik açmayalım. Temel, kararlıdır ve itiraz eder: – Ula, ne anlamaz adamsun, yağmurun dinduğuni sonra nasil anlayacağum?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Sığırlardan da becit misin?

Karadeniz kadınının inek beslediğini ve ineğini çok sev: diğini herkes bilir. Temel’in eşi Fadime de inek hastasıdır. Bir akşam üzeri ahıra inip ineklerine yal verdiği sırada eve gelen Temel, mutfaktan seslenir:Kuuz Fadimcce!… Çabuk sofrayi kur! Çok ac oldum. Fadime ahırdan doğru yanıt verir: – Götmey misın haburda işim var. Sığırlara yal veriyrım. Sen sığırlardan becit misun, otur da bekle!.

O zaman binmezduk

İstanbul’da Beşiktaş – Eminönü otobüsüne binen Temel ayakta kalmıştı. Üstelik otobüs yağmur nedeniyle tıklım tıklım doluydu. Yol boyu her durakta inenden çok binen vardı. Bi- letçi de bir yandan:İlerleyelim arkadaşlar… İlerleyelim!… diye ikaz ya- parak gelen yolculara yer sağlıyordu. Her durakta aynı şekilde ikaz yapan biletçiye kızan Temel, sonunda dayana- mayıp sesini yükseltti: Has deysın, eyi deysın, ilerleyelum, yürüyelim deysun ama, haçan yütüyeceğduk o zaman otobosü binmezduk.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Büyük – küçük farkı

Temel, iyi bir yönetici, kültürlü bir ilkokul müdürüdür. Günlerden bir gün, birinci sınıfların eğitim çalışmalarını izlemek için sınıfa girer. Öğretmen karatahtaya, (yeni yıl gel- di) fiş cümlesini asmıştır. Ancak, cümle başı olan (Y) harfi büyük, yani kapital olarak değil (y) şeklinde küçük harf olarak yazılıdır. Müdür Temel, öğretmene sessizce: – Hocam, o (y) harfi büyük yazılmayacak mıydı? Öğretmen fiş cümlesindeki (yeni yıl geldi) yazısının tüm sınıfın uzaktan rahatça okunması için büyük şekilde yazmıştı. Bu görüşle Müdür Temel’e: – Müdür beyim, görmüyor musunuz büyük büyük yazdım. – Yoook… O (y) harfi o haliyle büyük değildir. – Canım, daha ne kadar büyük yazacaktım Müdür Bey! – Kardeşim, bu (y) harfinin bu haliyle lm. 2m. hatta tavandan döşemeye değin uzatsan yine de küçüktür, anla artık.

Çürük kafa

Köy merasının taksimi işinde çıkan kavgada Temel, arka- daşı Cemal’in kafasını yarmış iş mahkemeye intikal Gtmişti. Mahkemede C. Savcısı iddianameyi okuduktan sonra sıra Temel’in savunmasına gelince masumane şöyle dedi: – Uyy Hakim bey, ben ne bileyim habunun ka- fasının habu kadar çürük olduğun… Bi vurdum kafasi içine geçti…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Bedava haber yok

Temel nüktedanlığı ile sevilen – sayılan ve aranılan bir kişiliğe sahiptir. Uzun süre ortaklıkta görünmeyen Temel’e çarşı ortasında rastlayan arkadaşı Cemal nükte ile karışık sataşır: – Ula Temel, seni öldi dedilerdi, nereden çıktın geldin böyle? Her zamanki hazırcevaplılığı ile tanınan Temel gülümsedikten sonra şöyle dedi: -Açıkgöz… Bobandan haber soraysan, ver kahve paralarını da konuşalım. Öyle bedavadan haber yok.©

Hani reçeten?

Temel’in çalıştığı eczane o gece nöbetçiydi. Her zamanki gibi müşteriler tek tük geliyordu. Gecenin ilerleyen saatinde eczanenin kapısı tekme gürültüsü ile açıldı ve içeriye elinde tabanca olan maskeli bir soyguncu girerek, Temel’e seslenir: – Kasadaki paraları çabuk boşalt!… Temel, işin ciddiyetini kavramıştır ama yine de söylemeden edemez: – Ula deli misun, nesun? Hani reçeten?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Amorti niye yok?

Temel, Spor – Toto oynamıştı. 13 artı 1 tutturup köşe ol- mak istiyordu. Bir hafta boyu çeşitli hayaller kurdu bu nedenle Hafta sonunda tüm maçlar oynanmış sonuçlar ilan edilmişti. Temel, yine hüsrana uğramış, ancak son iki maçı tutturabilmişti. Yeniden Spor – Toto oynamak için gittiği bayiye sordu: – Haboyle iş olur mi hiç? Son iki maçı bildum, amor- tisi bilem yok…

Nuh tufanında taka…

Temel, her konuşmasında kendi sülalesinin çok eskilere dayandığını iddia ediyordu. Yine böyle bir konuşmasında ipin ucunu o kadar kaçır dı ki; Bizum sülale Yusuf Peygambere kadar gideyi, der. Arkadaşları Temel’in bu denli atmasına içerlerler ama gugırın sürmesi için havayı bozmazlar, Dinleyenlerden Cemal atılır: – Ula çok ataysın… Nerdeyse sülaleğun Nuh Pey- gamber’in gemisune binduğuni söyleyecesun… Bu sözlere alınan Temel, söz altında kalmaz, yanıtını şöyle verir; O kadar da değil, bizumkilerun o zamanlar kendi takalari var imiş…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Zam geldi de…

Temel çok kötü şekilde üşütmüş, o nedenle de hasta- lanmıştı. Arkadaşları arabaya atıp doktora götürdüler. Doktor, Temel’i bir güzel muayene ettikten sonra onu getiren arkadaşlarına “Bi dakika…” deyip onları muayene odasının dışına çağırdı. Belli ki, Temel duyup morali bozulmasın diye hastalığın ciddiyeti konusunda arkadaşlarına birşeyler söylecekti. Bir – iki dakika sonra doktor odaya girip reçete yazmaya başlayınca Temel de elbiselerini giymiş, ayakkabılarının bağını bağlarken sordu: – Toktor bey, aca kaç metreluk kefen yazaysın? Ke- fcnc zam geldi da…

Patlama… Biletçi bilir.

İlk defa İstanbul’a gelen Temel ile Cemal tramvaya biner- ler. Biletçi her durakta durak adlarını söyledikçe yolcular da iner. Biletçi bağırdıkça inenleri gören ve henüz İstanbul’u bil- mediği için heyecanlanan Cemal arkadaşı Temel’e; Ula, biz nerede ineceğuk? diye sorar. Temel, arkadaşını küçümseyerek yanıtlar: – Patladun mi? Helbette bezum da ismimuzi soyleyecak, piletçi nerede ineceğumuzi bilur.,
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Ördeğin beline geliyor

1990 yılı Haziran’ında Karadeniz’de büyük sel felaketi yaşanmıştı. Bu.nedenle dereler / çaylar taşmış, çevresine büyük zarar vermiş, çoğu köprüler sele kapılmıştı. Temel ile Cemal selden sonra köye döneceklerdi ama sel, köyün köprüsünü alıp götürmüştü. Dere kenarına gelen Te- mel ile Cemal çaresiz ne yapacaklarını düşünürken, Cemal birden atıldı: – Uyy!… Temel ya bak ha şu ördeğa… Yüzup karşiye geçti. Onun kadar olamayruk. Temele yanıt vermeye fırsat vermeyen Cemal, kendini sel sularını attı. Tabii ki Cemal sel sularını kapılıp giderken ‘İmdaaat!’ diye bağırması boşunaydı. Biraz sonra Temel’in ahlanıp / vahlanıp ağladığını görenler nedenini sordular. Tem- el, Cemal’in sel sularına kapıldığını üzüntü ile anlattıktan sonra; – Ben da bişey anlamadım. Demincek karşiya bir ördek geçti. Su ancak beline kadar gelıyidi. Cemal suya daldi, kayboldi – gitti.

Ahmak mi sandun beni?

Fi tarihinde Temel, radyo satan bir dükkanın önünden geçerken kulağına kemençe sesi gelir. Derhal dükkandan içeri girer ve sesin radyodan geldiğini öğrenir. Radyonun £i- yatını Sorar ve satın alır. Radyocu radyonun nasıl çalıştığını bir güzel anlatır ve Temel’i uğurlar. Temel, akşam köydeki evine gider, radyosunu kurar ve istasyonu çevirir. Fakat radyodan kemençe sesi yerine alafranga müzik sesi gelir. Buna fena bozulan Temel, ertesi gün soluğu radyocuda alır ve hışımla sorar: – Ya bak baa bakayım, sen beni ahmak mi sandun? Habu radyo kemençe çalınayi!…

Kaynak: https://masaloku.com.tkomik-fikralar
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]


2019.08.08 09:04 NewsJungle Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kırım’ın ilhakını yasadışı ilan etti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Türkiye'nin yasadışı Kırım ilhakını kabul etmeyeceğini söyledi.
Erdoğan, Ukrayna’nın Ankara’daki muhabiriyle buluştuktan sonra ortak bir basın toplantısı yaptı: “Akrabalarımızın tarihi anavatanları olan Kırım’daki varlığının devam etmesi, kimliğinin ve kültürünün korunması, temel hak ve özgürlüklerinin korunması Türkiye'nin öncelikleri” dedi.
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodymyr Zelensky, Rusya'yı uluslararası yasalar dahilinde hareket etmeye çağırdı.
Kırım'ın Ukrayna'ya ait olduğunu vurguladı ve ülkesinin ve Rusya'nın bölgede barışı ve istikrarı yeniden tesis etmek için ortak bir yol bulacağını söyledi.
Türkiye’nin Ukrayna’yla ilişkilerine önemini vurgulamak için Türkiye’yi “iyi bir komşu, samimi arkadaş ve önemli bir stratejik ortak” olarak nitelendirdi.
Zelensky, "Ukrayna'nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne sürekli destek verdiğiniz için teşekkür ederim." Dedi.
Zelensky, ülkesini ekonomik ve ticari reformlarla yabancı yatırımcılar için bir 'cazibe merkezi' yapmak istediğini söyledi.
Zelensky ve rakamın iki ülkenin potansiyelini yansıtmadığını belirterek, Türkiye ile Ukrayna arasında 2018'de ticaretin 4 milyar dolara ulaştığını söyledi.
İki ülke arasındaki hedef ticaret hacminin 10 milyar dolar olduğunu ve serbest ticaret anlaşmasının da bu amaca ulaşmanın yolunu açacağını söyledi.
Zelensky, “Türk iş dünyasını Ukrayna'ya davet etmek istiyorum” dedi.
Ukrayna lideri iki günlük bir ziyaret için Türkiye'de.
Doğu Avrupa ülkesi, eski popüler bir komedyen olan Zelensky 'nin Mayıs ayındaki yemin töreni sırasında Verkhovna Rada' nın feshedilmesinden sonra geçen ay parlamento seçimleri düzenledi.
Seçimler, 2014 yılında Rusya tarafından yasadışı olarak eklenen Kuzey Karadeniz kıyılarında bir yarımada olan Kırım'da ya da şu anda Rusya yanlısı isyancıların kontrolünde olan Doğu Ukrayna'da gerçekleşmedi.
-Suriye’de barış koridoru
Erdoğan, Suriye’de “barış koridorunun” önemini vurguladı ve Türkiye ile ABD’nin ortak bir operasyon merkezi kurmaya karar verdiklerini söyledi.
Erdoğan, “ABD askeri heyeti ile üç günlük görüşmeler olumlu bir şekilde sona erdi,” dedi Erdoğan, önemli olanın Fırat'ın doğusunda ABD ile birlikte bir adım atmak olduğunu vurguladı.
Türk Savunma Bakanlığı'na göre, ABD ve ABD askeri yetkilileri, Suriye'nin kuzeyindeki güvenli bölgenin göç ettirilen Suriyeliler için eve dönmek isteyen bir "barış koridoru" olacağı konusunda anlaştılar.
Ankara’daki ABD Büyükelçiliği, tarafların, Türkiye'nin güvenlik kaygılarını ele almak ve “güvenli bölgenin kurulmasını koordine etmek üzere Türkiye’de Ortak Operasyon Merkezi’ni kurmak için“ ilk tedbirleri ”hızlı bir şekilde uygulamaya koymaya karar verdiklerini belirtti.
Türkiye, 2016'dan bu yana Suriye'de iki başarılı sınır ötesi operasyonu gerçekleştirdi; Fırat Kalkanı ve Zeytin Şubesi, her ikisi de PYD / PKK ve Daesh teröristlerinin varlığını ortadan kaldırmak istiyordu.
Ankara, kuzey Suriye'de 20 kilometrelik (32 kilometrelik) güvenli bir bölgenin yaratılmasını beklediğini ve bölgedeki YPG / PYD terör grubunun temizlenmesini istediğini vurguladı.
YPG / PKK, 30 yıldan fazla bir süredir, birçok çocuk, kadın ve bebek de dahil olmak üzere, Türkiye'de yaklaşık 40.000 kişinin ölümünden sorumlu terör örgütü PKK’nın Suriye saldırısı.
-Donbass bölgesi, Minsk süreci
Erdoğan, Ukrayna'nın doğudaki Donbass bölgesindeki ihtilafın en kısa sürede biteceğini umduğunu söyledi.
“Sorunun uluslararası hukuka ve Ukrayna'nın toprak bütünlüğüne uygun olarak barışçıl bir şekilde çözülebileceğine inanıyoruz” dedi.
Ukrayna, Rusya sınırına yakın Doğu Ukrayna’daki ayrılıkçı şiddetten Kremlin’i sorumlu tuttu.
Bu durum, Malezya Hava Yolları Uçuş 17'nin, Amsterdam'dan Kuala Lumpur'a giderken doğu Ukrayna'da vurulduktan sonra 283 yolcunun ve 15 mürettebatın öldürülmesinin ardından ağırlaştı.
Kiev Donbass'ta Rus yanlısı militanlara sorumluluk verdi. Buna karşılık Moskova, Ukrayna'yı uçağı düşürmekle suçluyor.
Türkiye'nin Minsk sürecini desteklediğini vurgulayan Erdoğan, AGİT Özel İzleme Misyonu'na Türk büyükelçilerinin başkanlık ettiği tam desteği verdiğini söyledi.
Ukrayna halkına başsağlığı diledi. Donbass bölgesinde ateşkesin ihlal edildiğini ve dört Ukraynalı askerin öldürüldüğünü söyledi.
Ukrayna, Rusya ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı temsilcilerinden oluşan Ukrayna'daki Üçlü Temas Grubu, Çarşamba günü Minsk’te Donbass bölgesinde "bir yaz ateşkes" konusunda anlaştılar.
Donbass’taki savaşa diplomatik bir karar vermek için kurulan grup, tutukluların değiş tokuşu için hazırlanmayı ve sınır çizgisine katılarak bir köprü inşa etmeyi kabul etti.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2013.07.24 12:43 kamberu [Yazı] "Düzen Üzerine" - Pyotr Kropotkin

Pek çok insanı fazlasıyla korkutan bu "anarşi" sözcüğünü yakamızda taşıdığımız için çoğu kez sitem ediliyor. "Düşünceleriniz harika" deniliyor, "ancak kabul etmelisiniz ki topluluğunuzun adı talihsiz bir seçim. Ortak dilde anarşi, düzensizlik ve kaos ile eş anlamlıdır; bu sözcük akla çatışan çıkarlar, uyumun oluşmasına yol açamayan, didişen bireyler fikrini getiriyor."
Eyleme yönelmiş bir topluluğun, yeni bir eğilimi temsil eden bir topluluğun kendisi için bir ad seçme fırsatına nadiren sahip olduğunu belirterek işe koyulalım. Brabant'lı "Dilenciler" (Beggars), daha sonra popüler olan adlarını kendileri oluşturmadılar. Fakat bir takma ad olarak başlayan 'Beggars' topluluk tarafından ele alındı, çoğunlukla kabul gördü ve hemen topluluğun onurlu ünvanı oldu. Ayrıca bu sözcüğün tüm bir fikri özetlediği görülecektir.
Ve 1793'ün 'Donsuzlar'ına (Sans-culottes) ne demeli? Bu adı uyduran halk devriminin düşmanlarıydı, fakat bu ad da tüm bir fikri-tantanalı konuşmaları ve burjuva tarihçilerince onlara gösterilen hürmete rağmen yoksullukları, özgürlükçü ve eşitlikçi ruhları ve devrimci coşkuları nedeniyle halkı küçümseyen, halkın gerçek düşmanları olan iyi giyimli ve süslü kralcılara, sözde vatanseverlere ve Jacobinlere karşıt olarak çullar giyen, yoksunluktan yorgun düşmüş, halkın isyanı fikrini özetliyordu.
Tuhaf -neredeyse dinsel- bir mezhebe değil, gerçek bir devrimci güce gönderme yaptığı anlaşılana dek, gazetecileri fazlasıyla şaşırtan ve sözcüklerle, iyi ve kötü çok fazla oynanmasına izin veren Nihilistler'in adında da durum aynıydı.
Turgenyev'in 'Babalar ve Oğullar' romanında yaratılan Nihilist sözcüğü, "Oğullar"ının itaatsizliğinin öcünü almak için takma ad kullanan "babalar" tarafından benimsendi. Ancak oğullar bu adı kabullendiler ve daha sonra yanlış anlaşılmaya yol açtığını anlayıp defetmeye çalıştıklarında da çok geçti. Basın ve halk Rus devrimcilerini başka bir adla tanımlamayacaktı. Ne olursa olsun ad kötü seçilmemişti, çünkü yine bir fikri özetliyordu; bir sınıfın başka bir sınıf tarafından ezilmesine dayalı varolan uygarlığın tüm etkinliğinin yadsınmasını -varolan ekonomik sistemin yadsınması; yönetim ve iktidarın, burjuva ahlakının, sömürenler yararına sanatın, grotesk ya da tiksindirici biçimde iki yüzlü olan alışkanlık ve davranışların, varolan toplumun geçmiş yüzyıllardan devraldığı tüm herşeyin yadsınmasını: kısaca, bugün burjuva uygarlığının saygıyla davrandığı her şeyin yadsınmasını açıklıyordu.
Anarşistler açısından da durum farklı değildi. Enternasyonal içerisinde Birlik'in otoritesini reddeden ve de tüm otorite biçimlerine karşı çıkan bir topluluk ortaya çıktığında, bu topluluk ilkin kendisini 'federalist', daha sonra 'devlet karşıtı' ya da 'otorite karşıtı' olarak adlandırdı. O dönemde, 'anarşist' adını kullanmaktan gerçekten kaçındılar. 'An-archy' sözcüğünün (o zamanlar böyle yazılıyordu) topluluğu, ekonomik reforma ilişkin düşüncelerine Enternasyonal tarafından karşı çıkılan Proudhoncular ile çok yakından özdeşleştirdiği görülüyordu. Düşmanlarının bu adı kullanmaya karar vermesi kesinlikle kargaşa yaratmak içindi; her şeyden öte, anarşist adı, anarşistlerin tek heveslerinin, sonuçlarına aldırmaksızın düzensizlik ve kaos yaratmak olduğunun tanıtlanmasını olanaklı kılıyordu.
Anarşist topluluk kendisine takılan adı hemen kabullendi. Önceleri, Grekçe 'an-archy' sözcüğünün 'düzensizlik' değil 'otoritenin olmaması' anlamına geldiğini göstermek için 'an' ve 'archy' arasındaki çizgide ısrar etti; fakat ardından sözcüğü olduğu gibi kabul etti ve düzeltmenlere fazladan iş yüklemeyi ve halka da Grekçe dersi vermeyi bıraktı.
Böylelikle bu sözcük, 1816'da İngiliz filozof Bentham'ın şu sözlerle açıkladığı temel, normal, yaygın anlamına geri döndü: "kötü bir yasa için reform yapmayı dileyen filozof" diyordu, "ona karşı ayaklanmayı öğütlemez... Anarşistin karakteri oldukça farklıdır. Yasanın varoluşunu yadsır, geçerliliğini reddeder, insanları onu yasa olarak tanımayı reddetmeleri ve onun yürütülmesine ayaklanması için kışkırtır." Sözcüğün anlamı bugün daha da genişlemiştir; anarşist sadece varolan yasaları değil, tüm kurulu iktidarı, tüm otoriteyi de yadsır; ancak özü aynı kalmıştır: o, iktidara ve tüm otorite biçimlerine karşı çıkar -ve buradan, işe başlar.
Ancak bize bu sözcüğün, düzenin yadsınmasını, çoğunlukla düzensizlik ya da kaos fikrini akla getirdiği söyleniyor.
İlk önce çöpü samandan ayırdığımızdan emin olalım -hangi düzenden söz ediyoruz? Söz edilen düzen, biz anarşistlerin düşlediği; insanlığın birinin diğeri yararına iki sınıfa bölünmesi ortadan kalktığında serbest olarak kurulacak insan ilişkilerindeki uyum mudur; tüm insanlar tek ve aynı aileye ait olduklarında, her bir kişi herkesin yararına ve herkes de herbir kişinin yararına çalıştığı zaman çıkarların birliğinden kendiliğinden ortaya çıkacak uyum mudur? Kesinlikle değil. Anarşiyi düzenin yadsınması olmakla suçlayanlar gelecekteki bu uyumdan söz etmiyorlar; onlar, varolan toplumumuzda düşünüldüğü kadarıyla düzene ilişkin konuşuyorlar. Anarşinin yıkmak istediği bugünkü düzenin ne olduğunu görelim.
Bugün düzen -"onların" düzenle anlatmak istedikleri şey -bir avuç aylağa lüks, zevk ve en iğrenç tutkularının doyumunu sağlamak üzere insanlığın onda dokuzunun çalışmasıdır.
Düzen, onda dokuzun iyi bir yaşamdan, zihinsel yetilerin uygun gelişimi için gerekli koşul olan her şeyden yoksun bırakılmasıdır. İnsanlığın onda dokuzunu, bilimsel araştırmalar ve sanatsal yaratım ile insana sağlanmış hazları düşünmeye kalkışmadan, günü gününe yaşayan yük hayvanı durumuna indirmek -işte düzen!
Düzen yoksulluktur ve kıtlık toplumun normal durumu haline gelmiştir. Düzen, açlıktan ölen İrlandalı köylülerdir; -silolardaki buğdayın yurt dışına gönderildiği bir zamanda- Rus köylülerinin üçte birinin difteriden, tifodan ve kıtlığı izleyen açlıktan ölmesidir. Kendi verimli topraklarını terk etmeye zorlanıp, Avrupa'da, sadece birkaç ay var olduktan sonra toprağa gömülme riskine karşın kazacak tünel arayan İtalyan halkıdır. Zenginleri beslemek üzere hayvan yetiştirmek için köylülerden alınan topraklardır; ekip biçmekten başka şey istemeyenlere geri vermek yerine boş bırakılan topraktır.
Düzen çocuğunu beslemek için kendisini satan kadındır, bir fabrikaya kapatılan ya da açlıktan ölmeye zorlanan çocuktur, bir makine durumuna indirgenen işçidir. Zengine karşı ayaklanan işçinin hayaleti yönetime karşı ayaklanan halkın hayaletidir.
Düzen, iktidar konumlarına yükselmiş, bu nedenle çoğunluğa kendisini zorla kabul ettiren, ve hile, yozlaşma, şiddet ve kasaplık yoluyla aynı ayrıcalıkları sürdürmek için daha sonra aynı konumları dolduracak çocuklar yetiştiren son derece küçük bir azınlıktır.
Düzen; insanın insana, ticaretin ticarete, sınıfın sınıfa, ülkenin ülkeye karşı yürüttüğü sürekli savaştır. Gürlemesi Avrupa'da asla durmayan toptur, patronların hırsı tarafından her yıl havaya uçan ya da yanan yüzlerce madencinin yaşadığı patlamalardaki gibi ani ölüm, ya da havasız kalarak yavaş ölümdür -şikayet etmeye başlar başlamazsa vurulurlar ya da süngülenirler.
Sonuçta düzen kanda boğulan Paris Komünü'dür. Top gülleleri tarafından parçalanmış, vurulmuş, Paris sokaklarının altında sönmemiş kireç içine gömülmüş otuz bin erkek, kadın ve çocuğun ölümüdür. Hapishanelerde üzerlerine kilit vurulmuş, Sibirya'da karlara gömülmüş celladın ilmiğinde can vermiş -en iyi, en saf ve en adanmış durumdaki- Rusya gençliğinin yüzüdür.
İşte düzen!
Peki ya düzensizlik -'Onlar', neye düzensizlik diyorlar?
Düzensizlik zincirlerini kırarak, prangalarını parçalayarak, daha iyi bir geleceğe doğru yönelen halkın, bu utanç verici düzene karşı ayaklanmasıdır. İnsanlık tarihindeki en şanlı eylemlerdir.
Devrimin öncesinde düşüncenin isyanıdır; değişmeden süren yüzyılların onayladığı varsayımların altüst olmasıdır; yeni fikirler ya da gözü pek buluşlar selinin aniden başlamasıdır, bilimsel sorunların çözümüdür. Düzensizlik, eski köleliğin ortadan kaldırılmasıdır, komünlerin ortaya çıkışıdır, feodal serfliğin kaldırılmasıdır, ekonomik serfliğin kaldırılma çabalarıdır.
Düzensizlik mezbelelikleri terk edip ev yapmak için yer açmak üzere şatoları ateşe veren köylülerin, din adamlarına ve toprak sahiplerine karşı isyanıdır. Monarşiyi kaldıran ve tüm Batı Avrupa'da serfliğe ölümcül bir vuruş yapan Fransa'dır.
Düzensizlik kralları titreten ve çalışma hakkını ilan eden 1848'dir. Yeni bir fikir için savaşan ve katliamlarda öldükleri zaman insanlığa özgür komün fikrini bırakan ve yaklaştığını hissedebildiğimiz, Toplumsal Devrim olacak bu devrime doğru yollar açan Paris halkıdır.
Düzensizlik -'onlar'ın düzensizlik dedikleri şey- tüm kuşakların bitimsiz bir mücadeleye katıldıkları ve geçmiş köleliği kovarlarken insanlığı daha iyi bir varoluş için hazırlamak uğruna canlarını esirgedikleri dönemlerdir. Halkın dehasının özgürce devindiği ve birkaç yıl içinde gerçekleşmese insanın eski bir köle, yoksulluğun alçalttığı sürüngen bir yaratık durumunda kalacağı devasa ilerlemeleri kaydettiği dönemlerdir.
Düzensizlik, en güzel tutkuların, ve en büyük feda etmelerin aniden ortaya çıkmasıdır, insanlığın en yüce aşkının destanıdır!
Bu düzenin yadsınmasını belirten ve halkların yaşamlarındaki en güzel anların anısını çağrıştıran 'anarşi' sözcüğü -daha iyi bir yaşamın fethine doğru yönelen bir topluluk için iyi bir seçim değil mi?
Pyotr Kropotkin
1881
Çeviri: R. G. Ö.
submitted by kamberu to NullSpaceAutonomia [link] [comments]